Haftalık Gündem Değerlendirmemiz [12.02.2025]

MUHTEMEL DEPREMLERE KARŞI HAZIRLIKLAR ARTIRILMALI!

Türkiye, aktif fay hatları üzerinde yer alan ve büyük depremlerin yaşandığı bir ülkedir. İki yıl önce, 6 Şubat 2023'te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, 54 binden fazla can kaybına neden olmuş, milyonlarca insanımızı derinden etkilemiştir. Ancak yaşanan bu büyük felakete rağmen, depremlere karşı yeterli hazırlığın yapıldığını söylemek maalesef mümkün değildir.

Ege ve Marmara Bölgeleri başta olmak üzere, ülkemizin farklı bölgeleri için uzmanlar tarafından deprem uyarıları yapılmaktadır. İstanbul'da beklenen büyük depremin milyonlarca insanın hayatını tehdit ettiği belirtilmektedir. Öte yandan Ege Denizi’ndeki Yunan adalarında son günlerde yaşanan deprem fırtınası, bölgede bir hareketliliğin olduğunu göstermektedir. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ile Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından yapılan açıklamada, 28 Ocak itibariyle Ege Denizi'nde yoğunlaşan sismik hareketliliğin ve buna bağlı olarak yaşanacak volkanik hareketliliğin Türkiye'yi de etkileyebileceği ifade edilmiştir.

Tüm bu bilimsel verilere ve uyarılara rağmen gerekli tedbirler alınmamaktadır. Muhtemel bir büyük depreme karşı kentsel dönüşüm süreçleri ya hiç işlememekte ya da oldukça ağır ilerlemektedir. Riskli binalarda hâlâ insanlar oturmaktadır, altyapı çalışmaları yetersizdir ve halkın bilinçlendirilmesi konusunda eksiklikler bulunmaktadır. İstanbul ve diğer büyük şehirlerde hazırlıkların yetersiz olması, büyük bir felakete davetiye çıkarmaktadır.

Türkiye, bir deprem ülkesidir ve geçmişte yaşanan acıların bir daha tekrar etmemesi için gerekli önlemler derhal alınmalıdır. Kentsel dönüşüm süreçleri hızlandırılmalı, altyapı çalışmaları tamamlanmalı, acil durum planları güncellenmeli ve toplum deprem konusunda bilinçlendirilmelidir.

Deprem olmadan harekete geçmek zorundayız!

 

GÜVENLİ SOKAKLAR, ACİL ÖNLEM

Sokaklardaki başıboş köpeklerin saldırıları sonucu meydana gelen ölümler, yaralanmalar ve yaşanan trafik kazaları, kamuoyunun gündeminden düşmeyen ciddi bir güvenlik sorunudur. Bu sorun insan hayatını doğrudan tehdit etmeye devam etmektedir.

Bir devletin en öncelikli görevi, vatandaşlarının can güvenliğini sağlamaktır. Güvenli sokaklar ve şehirler, her vatandaşın en temel hakkıdır.

Başıboş köpekler, vatandaşların can güvenliği ve toplum sağlığı için ciddi bir tehdittir; yalnızca fiziksel yaralanmalara değil, toplumun genel sağlığına ve psikolojik huzuruna da ciddi zarar vermektedir.

Bu tehdit karşısında insanların kendilerini savunma imkânları oldukça kısıtlıdır. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kadınlar, saldırgan köpekler karşısında büyük bir risk altındadır. Bu nedenle ilgili bakanlıklar ve belediyelerin, insan hayatını önceleyen acil tedbirler almasını, sokakların daha güvenli, temiz ve yaşanabilir hale getirilmesini talep ediyoruz.

 

HALKIN SAĞLIĞI, HUZURLU BİR TOPLUMUN TEMELİDİR

Sosyal devlet anlayışı, vatandaşların temel haklarını güvence altına almayı hedefler. Vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimi, bu hakların başında gelir. Ancak kamu hastanelerinde yaşanan yoğunluk, altyapı eksikliği, personel yetersizliği ve son zamanlarda bazı tedavi masraflarının vatandaşlara geçmişe oranla daha fazla yansıtılması, devletin, vatandaşa karşı bu sorumluluğunu tam olarak yerine getirmediğini göstermektedir.

Gelir dağılımı adaletsizliği, sağlık hizmetlerine eşit erişimi engellerken karşılanmayan masraflar halk için ciddi bir ekonomik yük oluşturmaktadır. Bu sebeple sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırıcı politikalar uygulanmalı, ücretsiz sağlık hizmetleri genişletilmeli, ilaç ve tedavi destekleri artırılmalıdır. Devletin karşılamadığı bazı tetkik, ilaç veya protez masrafları, özellikle kronik hastalığı olanlar için ekonomik bir yıkım anlamına gelmektedir. Tedavisi geciktirilen hastalar, daha ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşmakta ve bu durum uzun vadede devlete daha yüksek maliyetler getirmektedir.

Koruyucu sağlık hizmeti veren sağlık kuruluşlarının altyapıları güçlendirilerek yataklı sağlık kuruluşlarının yükü hafifletilmeli ve hastanelerdeki yığılmaların önüne geçilmelidir. Bu, sağlık sisteminin daha verimli ve sürdürülebilir bir şekilde işlemesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Sağlıklı bireyler, güçlü bir toplumun temelidir. Sosyal devlet ilkesi gereği vatandaşların sağlığını koruyacak adımların bir an önce atılması elzemdir. Sağlık, bir lütuf değil, temel bir haktır. Devletin bu hakkı korumak için attığı her adım, toplumun refahını ve geleceğini güvence altına alacaktır. Unutulmamalıdır ki halkın sağlığı, huzurlu bir toplumun ve güçlü bir devletin teminatıdır.

 

TRUMP’IN GAZZE PLANI

Siyonist rejiminin soykırım finansörü ABD Başkanı Trump, 'Filistinlileri Gazze’den sürerek bölgeye el koyma planını' açıkça itiraf etmiştir. Bölge ülkelerinin karşı çıkma ihtimaline karşın Filistinlilerin geçici olarak Ürdün ve Mısır gibi ülkelere yerleştirilmesi ve ardından Fas ve Somaliland gibi bölgelere taşınması hedeflenmektedir. Filistinlileri yerlerinden sürerek Gazze'yi siyonist rejim ve yabancıların kullanımına sunmayı hedefleyen bu plan, açıkça bir etnik temizliktir.

Trump’ın açıklamasına karşı duruş sergileyen Ürdün ve Mısır’ın, siyasi ve ekonomik şantajlarla Filistinlilerin “geçici barınma merkezi” planına teslim olmaması için bölgesel bir ittifakın kurulması gereklidir.

Siyonist terör rejiminin sözde Başbakanı Netanyahu ABD’nin de desteğiyle sağ kalan esirlerin teslim alınmasının ardından savaşa geri dönmeyi planlamakta, sağ kalan Gazzelilerin ABD’nin planı doğrultusunda Gazze’den çıkmaya zorlanması hedeflenmektedir.

Özellikle Trump'ın etnik temizlik anlamına gelen ve saha gerçekliğiyle bağdaşmayan açıklamaları, ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasını sabote etme ve Filistin üzerinde bir baskı unsuru oluşturma amaçlıdır. Bu sinsi plana karşı bölge ülkeleri uyanık olmalı ve sahada destansı bir mücadele yürüten Filistinli direniş gruplarının kazanımlarını masada korumalıdır.

15 ay süren soykırımı izleyen bölge ülkeleri bu ateşin tüm bölgeyi yakacağı gerçeğiyle artık yüzleşmelidir. İslam İşbirliği Teşkilatı olağanüstü toplantıya çağrılarak somut kararlar alınmalıdır. Türkiye başta olmak üzere teşkilat bünyesindeki devletler, siyonist terör rejimini tanımaktan vazgeçmeli, “işgalci güç” olarak ilan etmelidir. Terör rejimiyle tüm diplomatik, askeri ve ekonomik ilişkiler sona erdirilmelidir. 

Gazze’de siyonist terör rejiminin bölgeye yardım girişini de hedef alan ateşkes ihlallerine karşı teyakkuzda olunmalı, bölge halkının insani ihtiyaçlarının şartsız karşılanması sağlanmalıdır. İslam ülkeleri arasında oluşturulacak askeri bir ittifak hem siyonist terör rejiminin hem de ABD’nin bölge ile ilgili planlarını boşa çıkaracaktır. Gazze’nin yeniden ayağa kalkmasına yönelik projeler siyonist terör rejimi ve ABD’nin insafına bırakılmamalıdır. İslam dünyası Filistin halkının kendi topraklarında huzur ve güven içinde yaşamasının garantörlüğünü üstlenmelidir.

Diplomasinin Gazze ve Batı Şeria’da Filistinlilere uygulanan soykırıma engel olamadığı görülmüştür. Filistin’in korunmasının ve işgal rejiminin yayılmacılığının önlenmesinin tek yolu askeri caydırıcılık ve direniş hareketlerinin desteklenmesi ve güçlendirilmesinden geçmektedir.

 

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.